Tepe Menü

Ana Menü

Alt Menüler Kategoriler


İçerik

HOŞGELDİNİZ , Toplam : 5318 , Yorum : 79

<< İlk  << Geri  [1] / [36] İleri >> Son >>
 

Bir gün; grupta biri Kızılderili olan iş arkadaşları,New-York"ta yemek arasında dışarıya çıkar..Yolda yürürken insan kalabalığı, siren sesleri, yoldaki iş makinelerinin çıkardığı gürültü ve korna sesleri arasında Kızılderili; - Kulağıma cırcır böceği sesi geliyor!! diye söylenerek böceği aramaya başlar. Arkadaşları, bu kadar gürültünün arasında bu sesi duyamayacağını, kendisinin öyle zannettiğini söyleyip yollarına devam eder. Aralarından bir tanesi inanmasa da, onunla birlikte aramayı sürdürür. Kızılderili, yolun karşı tarafına doğru yürür, arkadaşı da onu takip eder. Binaların arasındaki bir tutam yeşilliğin arasında gerçekten bir cırcır böceği bulurlar. Arkadaşı, Kızılderili’ye: - Senin insanüstü güçlerin var. Bu sesi nasıl duydun?!! Kızılderili; - Bu sesi duymak için insanüstü güçlere sahip olmaya gerek yok ki!!

Devamı >>

 

Kadın; işadamı kocasının, ülkedeki ekonomik krizin nabzını yoklamak amaçlı gezisini fırsat bilir ve eski manitalarından birini yatağına alır.. Olacak ya!! Koca, beklenen süreden önce iş gezisi bittiği için soluğu evde almıştır. Öyle ki, kadın arkadaşını anca sokabilir yatak odasındaki gardıroba. Kendi de hemen, darmadağınık olan yatağın içine uzanır. Kocası yatak odasına girdiğinde: - Ah canım! Sakın yakma lambayı!! Başım öyle çok ağrıyor ki, başımı yorganın altına soktum; tahammülüm yok ışığa da, aydınlığa da... Koca: - Ah!! Ah canımın içi!! Şimdi geçiririm ben senin baş ağrını. Demesiyle karanlıkta soyunur, dökünür. Tam yatağa girerken, gardıroptakini evden nasıl çıkaracağını düşünen kadın, başlar sızlanmaya: - Ah başım... Çatlıyor başım... Yok, hayır, dayanamayacağım; korkunç ağrıyor başım. Kocacığım ne olur, hiç değilse, açık bir eczaneden aspirin alır mısın? Karanlıkta soyunup dökünmüş koca; - Gayet tabii karıcığım, gayet tabii… Elektriği yakmadan karanlıkta el yordamıyla giyinen koca apartmandan dışarı çıkar, karşıdaki tanıdık eczanenin nöbetçi olduğunu görünce de çok sevinir. Hemen koşar eczaneye: - Aspirin istiyorum, Eczacı: - Tamam, bir dakika..

Devamı >>

 

R ahip özenle bakımını yaptığı, büyüttüğü tavuklarını kilise bahçesindeki kümesine kapatır. Lakin üzerine titrediği, horozu tavukların arasında göremez, ortada yoktur. Ayinden sonra aklına horoz gelir, cemaatine sorar: —Kimin horozu var? Bütün erkekler ayağa kalkınca, sorunun yanlış anlaşıldığını anlar: —Hayır onu demedim, horozu kim gördü? Bu kez tüm kadınlar ayağa kalkar... —Hayır, efendim!! Başkalarının horozunu kim gördü demek istiyorum. Kadınların yarısı ayağa kalkınca, ortamı iyice karıştırdığını düşünür, düzeltir: — Allah, Allaaah! Benim horozumu kim gördü yahu? Bütün rahibeler ayağa kalkar...

Devamı >>

 

Dört arkadaş aynı araçla yolculuk ederken trafik kazasında ölür. Azrail: —Türk cehennemine mi? Yoksa Avrupa cehennemine mi gitmek istersiniz? Şaşıran dört kafadardan biri: —Fark nedir? Azrail: — Avrupa cehenneminde her gün bir kepçe, Türk cehenneminde her gün bir kova bok yersiniz!! Üç tanesi: — Biz Türk doğduk, Türk ölürüz! Bir tanesi ise uyanıktır, Avrupa cehennemini seçer.. Aradan epey zaman geçer. Avrupa cehennemindeki adam artık kepçe kepçe yemekten bıkmıştır, arkadaşlarının durumunu merak eder, hallerini görmek için ziyaretlerine gider. Oysa onlar halay çekerek, sen şakrak gülerek karşılarlar onu. Dayanamaz sorar: — Ben bir kepçesini hazmedemezken siz her gün bir kova bok yiyip nasıl bu kadar neşeli olursunuz?

Devamı >>

 

Sıvacı, gerekli onarımı yapmak için verilen adrese yani yaşlı bir kadıncağızın dairesine gelir. Kapıyı çalar. İçerden kısıkça bir ses: — Kim o? — Sıvacı.. — Kim o? — Söyledim ya, sıvacı. Kısık ses yineler: — Kim o? Sıvacı sertçe bağırır: — Sıvacı!!!. Yarım saati geçer, “Kim o?” sorusu ve sıvacının sürekli " Sıvacı" diye bağırıp durması. Ve sonunda sıvacı, tık nefes olur; yorgunluktan bayılarak yığılır yere.

Devamı >>

 

Adamın biri New York"ta bir otele yerleşir. Akşamüzeri otelin barına gider, garson kızların yakalarında yazılı olan adlarına şöyle bir göz attıktan sonra Nancy adlı garsonu çağırır: — Bu akşam benimle yemek yer misin? Nancy: — Bilmem ki… diye kırıtırken, adam: — Merak etme kızım, çekinecek bir şey yok. Bu İncil’de de yazılı.. Nancy biraz şaşkın bir edayla: - Peki.. Akşam lokantada buluşup, yerler, içerler. Yemek bitince adam: — Nancy!! Odama çıkarabilir miyiz? Bu davet karşısında Nancy: — Hayır, gelemem beyefendi, olmaz! diye yanıt verince, adam: — Merak etme Nancy, çekinecek bir şey yok. Bu İncil’de de yazılı.. Nancy yine şaşkın şaşkın: — Peki… Adamın odasına çıkarlar, bir kaç kadeh içip biraz müzik dinlerler. Sonra adam Nancy’e sevişmek istediğini belirtir. Nancy: — Hayır, katiyen olmaz! diye, itirazını sürdürünce adam: — Merak etme kızım, çekinecek bir şey yok. Bu İncil’de de yazılı..

Devamı >>

 

Petrol şeyh’lerinden biri; üniversitede okuması için, oğlunu İzmir"e gönderir. Çocuk ilk devreyi başarıyla bitirdikten sonra notlar düşmeye ve çocuk hafiften serserileşmeye başlar. Zaman geçtikçe memleketten çocuğa gönderilen avuç dolusu paralar da artık yetmemektedir! Şeyh oğlunu denetlemek için adamlarından birini İzmir"e gönderir. Adam İzmir"e gelince bir de bakar ki! Şeyhin okusun diye gönderdiği oğlu okulu bırakmış, kendini karıya kıza vermiş! Neyse, çocuğu Kordon da bir meyhanede bulunur: — Ya Seydii!! Bu ne kepazeliktir! Baban seni merak eder! Kalk gidiyoruz Arabistan"a!!Çocuk: — Ayva Seydi!! Ama önce bir otur da şu manzaraya bir bak.. Şeyhin adamı: — Bunda ne kötülük olabilir ki, diye düşünür ve masaya oturur. Sandalcılar çaparilerini sallamakta, arkada batan kıpkırmızı güneş, körfezi kırmızının tonlarına boyamaktadır. Manzarayı seyrederken, garsonun getirdiği kavundan bir tane ağza atılır. Ardından peynirin de tadına bakılır. Eh eşek değiler ya, şu aslan sütü denen meretin de bir tadına bakalım derken orada ipler kopar! Şeyhin oğlu ve körfez tarafından ayartılan adam, yorgun ve akşamdan kalma olduğu anlaşılan bir sesle, 15 gün sonra, efendisini arar: — Ya Seydi! Veled mazbut, velâkin memleket puşt!

Devamı >>

 

Bir bilgeye sormuşlar... — Bir insanın zekâsını nereden anlarsınız? — Konuşmasından. — Ya hiç konuşmazsa? — O kadar akıllı insan yoktur ki!

Devamı >>

 

Bir bilgeye sormuşlar... — Nasıl insan oluruz? — Üç adım atlama gibi. — Yani? — Önce sana kötülük yapanlara kötülük düşünmemen gelir. İnsanlığa attığın ilk adım budur... Sana kötülük yapanlara iyilik yapabildiğin an ise ikinci büyük adımı atar ve hakiki insan olmaya başlarsın. Nihayet, sana iyilik yapanla kötülük yapan arasında bir fark hissetmeyecek hale geldiğin zaman insan olursun...

Devamı >>

 

Bir bilgeye sormuşlar... — Dünyada en güzel şey ne? — Sevmek. — Peki sonra? — Sevilmek. — Neden sevmek sevilmekten önce geliyor? — İnsan sevdiğine sevildiğinden daha çok emindir.

Devamı >>

 

Bir bilgeye sormuşlar — Efendim, dünyada en çok kimi seversiniz? — Terzimi severim. — Aman üstad, dünyada sevecek o kadar çok kimse varken terzi de kim oluyor? O da nereden çıktı? — Dostlarım, evet ben terzimi severim. Çünkü ona her gittiğimde, benim ölçümü yeniden alır. Ama ötekiler öyle değildir. Bir kez benim hakkımda karar verirler, ölünceye kadar da, beni hep aynı gözle görürler.

Devamı >>

 

Bir grup kariyer yolunda ilerleyen yeni mezun, eski üniversitelerindeki profesörlerini ziyaret için bir araya gelirler. Sohbet, sonunda işin ve hayatın stresinden şikâyetleşmeye döner. Misafirlerine kahve ikram etmek isteyen profesör mutfağa gider ve yanında büyük bir termos içinde kahve ve porselen, plastik, cam, kristal olmak üzere değişik tarzda ve ucuz görünenden, pahalı ve hatta çok özel olanlarına kadar değişik kahve bardakları ile gelir. Herkes bir bardak secince, profesör şöyle söyler:

Devamı >>

 

Bir sabah uyanıyoruz ve bir bakıyoruz ki dünya sular altında kalmış. Su üstünde kalan tek kara parçası var; o da Türkiye. Koca gezegende 70 milyon Türk"ten başka kimse kalmamış. İlk tepkiler ne olurdu dersiniz?.. Buyurun bakalım......: *Amma balık yeriz artık be! *"Türk"ün Türk"ten başka dostu yok" derlerdi de inanmazdım. * Ulan tam da Uluslararası ilişkiler" bölümünü kazanmıştık. * Şansa bak! Artık ne ihracat kaldı ne de ithalat... * Nihayet cari açığı, dış açığını filan sıfırladık... * Ülke olmak için ilk başvuran ilimiz Yalova oldu. * Tarkan"ın İngilizce albümü raflarda kaldı... * Bakanlar Kurulu kararı ile sularımız 12 bin mile çıkarıldı... * Piyasaya sahte dolar ve Euro sürmekten tutuklanan kalpazanlar kendileriyle dalga geçen polislere saldırdı...

Devamı >>

 

Hintli bilge, öğrencisinin surekli herseyden sikayet etmesinden bikmistir. Bir gun öğrencisini tuz almaya gonderir. Hayatindaki her seyden mutsuz olan öğrenci dondugunde, yasli bilge ona, bir avuc tuzu, bir bardak suya atip icmesini soyler. Öğrenci, yasli bilgenin soyledigini yapar ama icer icmez agzindakileri tukurmeye baslar. Tadi nasil?" diye soran yasli bilge... ofkeyle "aci" diye cevap verir öğrenci. Bilge kikirdeyerek öğrencisini kolundan tutar ve disari çıkarır. Sessizce az ilerdeki gölün kıyısına götürür ve öğrencisine bu kez de bir avuc tuzu gole atip, golden su icmesini soyler. Soyleneni yapan öğrenci, agzinin kenarlarindan akan suyu koluyla silerken, bilge ayni soruyu sorar: "Tadi nasil?" "Ferahlatici" diye cevap verir genc öğrenci. "Tuzun tadini aldin mi?" diye sorar yasli bilge,"Hayir" diye cevaplar öğrencisi.

Devamı >>

 

Bir tüccar Mutluluğun Gizi"ni öğrenmesi için oğlunu insanların en bilgesinin yanına yollamış. Delikanlı bir çölde kırk gün yürüdükten sonra, sonunda bir tepenin üzerinde bulunan güzel şatoya varmış. Söz konusu bilge burada yaşıyormuş. Bir ermişle karşılaşmayı bekleyen bizim kahraman, girdiği salonda hummalı bir manzarayla karşılaşmış: Tüccarlar girip çıkıyor, insanlar bir köşede sohbet ediyor, bir orkestra tatlı ezgiler çalıyormuş; dünyanın dörtbir yanından gelmiş lezzetli yiyeceklerle dolu bir masa da varmış. Bilge sırayla bu insanlarla konuşuyormuş ve bizim delikanlı kendi sırasının gelmesi için iki saat beklemek zorunda kalmış. Delikanlının ziyaret nedenini açıklamasını dikkatle dinlemiş bilge, ama Mutluluğun Gizi"ni açıklayacak zamanı olmadığını söylemiş ona. Gidip sarayda dolaşmasını, kendisini iki saat sonra görmeye gelemesini salık vermiş. "Ama, sizden ricada bulunacağım," diye eklemiş, delikanlının eline bir kaşık verip sonra bu kaşığa iki damla sıvıyağ koymuş. "Sarayı dolaşırken bu kaşığı elinizde tutacak ve yağı dökmeyeceksiniz."

Devamı >>

Yan Bloklar

Footer